Bi belgesel var belki duymuşsunuzdur: Morgan Freeman ile İnancın Hikayesi. Yaratılışla ilgili bölüm internette Türkçe de mevcut. Onu izledim ve aklımda kalanları yazdım. Farklı kültürlerdeki yaratılış tasvirlerini ele alıyor. Ben de bölümler arasında atlayarak yazdım. Sonunda bağlamaya çalıştım.

Ibranicede Ademadm” kökünden “adam“dan geliyomus, “dam” kan demekmis “adamah” kelimesi de toprak demekmis. Adem, Aden’in bahcelerinde geziyor diye anlatilan seyler de metaforikmis. Belgesel bunlarla başladı ama dublaj oldugu icin doğruluğuna gugılda aratip baktim.

909973_orig
Adem ile Havva yasak elmayi yedikten sonra Aden bahcesine sürülmüş, bu bahcenin de Mezopotamya‘da olabileceği düşünülüyor yani Fırat ile Dicle arasi. Göbeklitepe de bu bolgede yer alıyor.

Neden Gobeklitepe’de tapinak var? Avci toplayıcıların nüfusu artmisti. Kaynak sikintisi ve kavgalar baslamisti. Bunu engellemek icin farkli gruplardan insanlar bi araya gelip ortak tapinma yoluyla uzlasti. M.Freeman diyor ki, Tanrı inancı mı bugüne kadar gelen uygarlığımızı oluşturdu??!?! Alakayı şöyle kurdum: Herhalde birlik olup toplumsal sözleşme gibi bi sey oluşturmaktan bahsediyor. Devlet yapilanmasindan, yani yerlesik hayata gecisten, yani tarim toplumu olmadan önce Tanri inanci ve tapinma mi vardi, diyor. Dinlerin kökeni hakkında düşünülebilir ama bugünkü uygarlığa yansıması yıkıcı oldu maalesef, yapıcı değil 😦

İslamda yaratılış: Cok fazla toz ve duman bulutu vardi. Bunun icinden Dünya olustu, sonra bugünkü halini aldi. Aslinda bilimsel aciklamaya paralel gidiyor, Big Bang ve singularity point i düşünürsek. Sadece Islamda degil, diğer dinlerde de benzer anlatimlar var. Mesela Aborjinler’in inanci. Hikaye düş zamanı denilen bi zamanda geçiyor (Burası Dünyaya Orman Denir’deki tüylü insanlarin düş görmesini hatırlattı). Gökyüzü muhafizlarindan birinin kucaginda bebek varmis. Gökyüzünde sallanan ahsap bi besik icine koymuslar bebegi. Sonra danslar nedeniyle titreşim başlamış ve beşik ters dönmüş bebek de dünyaya düşmüş. (cok güzel hikaye). Aborjinlerin oldugu yere düşüp krater olusturmus. Bilim insanlari arastirmis, hakkaten bi astroit düşmüş yıllar önce o bölgeye. O krater de ondan.

a0960010-aboriginal-dance-australia

Hristiyanlik: 6 günde yaratılış bilimsele uymuyor. Merak: Tüm dinler niye yaratılışı açıklamaya çalışıyor? Kurallar bunlar, hadi uyun demekle niye kalmiyor? Başlangıcı olmayanin sonu da olmaz. Tanri da bunun gibi mi?  Hristiyan bi bilim insani, büyük patlama ilk nedendir ama Tanrı uzay zamanin öncesinde vardir, diyor. En son da, yaratılış devam eden bi süreç, diyor belgeselde.

Bunun üzerine Guetemala’daki Maya kalıntılarına gidiyorlar. Orda birden fazla yaratılış, yani tekrar eden yaratılış görüşü var. Kahraman ikizler her yil yeniden doğuyor gibi. O bölgede mısır yetistiriliyor ve Mayalar ona bağlı. Ritüelde közlenmiş mısırı suya atıp külle karıştırıyorlar, sonra herkes iciyor. İkizler o suda tekrar canlandırılıyor. Bu ikizlerin, kafasi kopan krali geri getirmek icin yanip kül olmasi gerekiyormus. Kafayi aldiktan sonra yuzerek geri geliyolar. Kafayı toprağa ekiyorlar, ordan kocaman mısırlar çıkıyor. O mısırlar Maya insanini olusturuyor. Daha sonra 3 lü tapinaklar yapmislar. Bugün de birisi ates yakacakken 3 taş dizilir ortasi yakilirmis, bu da yaratılış ateşi oluyormuş. Bu dizilimi Orion takım yıldızından almislar. 3 tane yıldızın alt kisminda parlak bi nebula var ve yıldız üretiyor. 3 taş o yıldızları, ateş de üretken yaratıcı nebulayı simgeliyor. Orion’u bildiklerine dair kanıtlar varmış (ayetler var!). Her yere de 3lü kocaman tapinaklar dizmişler.


Hindulara gittiler. Ganj nehrinin var olmasının  nedeni ona inanmamiz, diye acikladi bi Hindu. Bi tapinakta Ganj ana var. Elinde nilüfer tutuyor. Nilüfer, batakliktan cikar ve üzerinde çamur bulunmazmis. Ganj önceden gokyuzunde akiyormus ama Tanri Brahma onu dünyaya göndermeye karar vermis. Fakat hepsi dunyaya akarsa sel olur taşar, demiş. Buna engel olmak icin -Tanrica sanırım- Şiva bütün suyu gökyüzünde saçlarında toplamış 🙂 Dünya için de bi buklesini açmış, Ganj öyle dünyada akmış. Ganj anamız diyorlar, dişi yani her seye hayat verenmiş. Ganj samanyolunun dünyadaki yansımasıymış 🙂 Yaratılış döngüleri var, tek bi yaratılış yok. Yaratılanlara her gün şükür var.

Belgesel bitince hala cevap bulamadim sorularıma. Göbeklitepe’de bi ritüel veya din var ise de bunun tek tanrılı bi inanış olup olmadığına dair bi bilgi yoktu. Ama aslinda eski Maya ve Hindu gibi inanislara baktığımızda da net bi Tanrı figürü yok aslinda. Yani ritüel mi inanış mı din mi hala farklı sorular olarak duruyor. Kendimce kitabi olan Musevilik Hristiyanlik ve Müslümanlık i farklı kategoride degerlendirmemiz lazim diye dusunuyorum çünkü yazıya geçiş döneminde olmalari hasebiyle bence diğer inanislardan ayrılıyorlar. Belki de insan yazabildiği icin kendini Tanrı gibi görmeye basladi ve ilk anayasalarini din formatında yazdı dedim ve dinden çıktım gittim 🙂

Sonra Göbeklitepe ve Çatalhöyük araştırmalarını yürüten Ian Hodder’ın bulgularını anlattığı şu vidyoyu izledim:

Bu vidyo çok daha açıklayıcı oldu. O yapıları yapan insanlarla aramda bi bağ hissettim. Mutlaka izlenmesi gereken bi vidyo bence. Ona da şu yazı sayesinde ulaştım: Medyanın Arkeoloji Cehaleti Göbekli Tepe’yi de Vurdu 

Hayvan kemiklerinin neden biriktirildiğini, avlanmanın şölene dönüştürülüp nasıl kutlandığını, ölüleri bazı evlerin alt katına gömdüklerini ama gömerken kan bağına değil aynı bölgeye/mahalleye ait olmaya bakıldığını, doğan çocuklara başka aileler tarafından bakıldığını öğrendim. Bence, burda varılan nokta ilk tapınakların bizim anladığımız şekilde dini yapılar olmadığı, daha çok ritüeli, kutlamayı andırdığı. Keşke eskisi gibi toplansak da ortak değerlerimizi kutsasak, yüceltsek ve kutlasak tekrar 😦