Ateş ülkesinin tarih sahnesindeki rolleri genelde açılışı gürültüyle yapan çığırtkanlar gibidir. Seyirciler konuyu tam olarak anlayamazken bu çığırtkan oyuncunun girişi oyunun gelişme bölümünde yaşanacak patırtının habercisidir. Oyunun çözüm bölümünde ise bu çığırtkan büyük ihtimalle arkalardadır ve seyirciler kim olduğunu dahi unutmuştur. İşte Ateş ülkesinin tarihin akışına etkisi tam da böyle olmuştur.
Ateş ülkesi, Koranta kıtasına ilk kez geçen ve Koranta’yı kuran ülkedir. Kraldan çok kralcılar tarafından yönetilen ülke, bünyesinde bulundurduğu maceracı, saf hayalperest tayfasını “siz bi gidin, şu taraflara bakın” diye uçsuz okyanuslara salmıştı. Bu ipsiz sapsız tayfanın yeni bir kıta keşfetmesine kendileri kadar kralcılar da çok şaşırmıştı. Tayfalar ayak bastıkları topraklarda gördükleri meyve sebzenin yanı sıra gümüşe benzeyen Koin adını verdikleri metalleri de ne yapacaklarını bilemeyerek Ateş ülkesine geri getirmişti. Tabi bu cahil tayfalar gittikleri yerin Koranta olduğunu hiç anlamamıştı ama Ateş ülkesindeki ileri gelenler yeni bir yer keşfettiklerini düşünerek Vitus Bering’in ruhuna bir dua okumuştu. Adventurous Muse onlarla birlikteydi. Ateş ülkesindeki kralcılar da anında gaza gelmişti ve daha fazlasını isteyerek akılsız tayfaların yanına daha da akılsızları ekleyerek Koranta’ya sefer üstüne sefer düzenlemişti.
Koranta’ya gelen tayfalar o topraklarda bir takım insanlar da bulmuşlardı elbet ama gördüklerine “uygarlık” demeye dilleri varmadığı için kendi pisliklerini sağa sola bulaştırarak soy-söküm yapmayı tercih etmişlerdi. Bu akılsız tayfalar o kadar akılsızlardı ki karşılarındaki insanlar hastalıktan ölürken kendilerini adeta yaratıcı ilan etmiş, muktedir iktidarlarla kendilerini bir tutmuş, bunları yaparken de kraldan çok kralcılardan da kralcı olmuşlardı. Fakat tayfalar Ateş ülkesine muzaffer edasıyla geri döndüklerinde şoka uğramışlardı. Kral bildikleri Bosbug hanedanından Talihsiz Kral Çirkin Şaft gitmiş Barbun Hanedanından Silik Filik kral olmuştu. Tayfalar avucunu yalamak zorundaydı ve bir hışımla başladıkları seferler hüsranla sona ermişti.

Fakat Koranta’nın nimetleri diğer TADES ülkelerinde de nam salmaya başlamıştı. Düzen ve Santral bilhassa güçlü gemiler yapıp kendini Koranta’nın bir ucuna atmayı başarmıştı. Zaman içinde Düzen öyle bir güçlenmişti ki kendi dilini ve kültürünü Koranta’da egemen kılmıştı. Koranta’da hala Ateş ülkesinin dilini konuşanlar kalsa da zaman içinde kimse tarafından sevilmedikleri için dışlanmıştı ve konuştukları dil de sefaletin dili olarak anılmaya başlanmıştı. Santral soğuk bölgelerde kendine yer açabilirken Düzen’den gelen insanlar Koranta’nın rakipsiz yöneticisi olmuştu. Tank’tan gelenler de olmuştu ama onlar daha çok garip inanışlarını empoze etmişti. Erk’ten gelenler ise illegal işlere bulaşıp arka planda kendilerine yer bulmuştu.
Gel zaman git zaman, Koranta kıtasında TADES ülkelerinden gelenlerin karması bir topluluk oluşmuştu. Korantalı olma bilinci az çok gelişirken Koranta ülkesi olarak anılmak havalı bir duruma gelmişti. Korantalılar kendilerini TADES’ten de üstün görmeye başlamıştı. Üzerine kondukları bolluk ve bereket dolu topraklar tarihte hızla ilerlemelerini sağlamıştı. Sonunda TADES ile doğrudan bir bağlantıları kalmamıştı ama hafızalarında Prona’dan geldikleri bilgisi hep yer aldı. Yüksek gurur ve kibirleri ile Korantalılar kendini Dünya’nın hakimi ilan etti. Öyle ki kendilerinin geliştirmediği hiçbir bilimi bilimden saymazken Prona’da olan her gelişmeyi doğrudan absorbe ederek kendilerine mal ettiler. Fakat kaale almadıkları Fona ülkeleri farklı doğrultularda gelişimlerine devam etmişti. Tayna kapalı kutu gibi gelişirken Çaska dağılsa da birleşse de pek çok konuda Koranta’yı yakalamış, hatta bazı noktalarda öne geçmişti.
Gökyaka ise… Gökyaka’ydı.




Yorum bırakın