İşte geldim burdayım. Doktora için başvurduğum yerlerin az bir kısmından olumlu dönüş almıştım ve en makul aday sevgili Katolik üniversitemiz Notre Dame oldu. Buraya gelmeden önce ‘yok canım üniversitede din mi olur’ diye düşünüyordum amma velakin burası kendini şöyle tanımlıyor: “The University of Notre Dame honors the moral teachings of the Catholic Church.”

Oryantasyonda yeni öğretim dönemini ayin ile açmalarından ve yüksek lisans öğrencilerine başarıları için dua etmelerinden anlamalıydım. AMEN! Huşu içinde ilk ayinimizi eda ettikten sonra peder tarafından kutsanmadan yavaşça çıktık Bazilika’dan. (sanırım Bazilika >> kilise)

Açıkçası Bazilika’nın içi çok güzeldi. Altın sarısı ve koyu mavi ile süslenmiş sütunlar, pencerelerde kaplamalar, duvarlarda canlı tasvirler… Ama tenks, yine de kutsal suyunuzdan almayayım. Hayır, bi de amaç ne yani? Peder benim plazmama mı yardım edecek, matematik sorumu mu çözecek? Tüm dinlere saygılı olduklarını söylüyorlar ama bi dakka? Üniversite? Din??

579b70efe6a71-image

Kütüphanenin ön yüzünde kocaman bi İsa figürü var.  Sanatsal açıdan güzel olduğu için kabul edilebilir buldum. Derken kütüphanenin içinde Papa sergisi açıldı 😀 Rektörümüzün adının önündeki kısaltmayı merak ettim. Sonuç şu: Rev.People in authority in the Christian church.

library_full

Şaşkınlığım bitmemişti. Okulda kürtaj karşıtlığı için panel üstüne panel yapılıyordu. Yetmezmiş gibi bir de yandaki gibi heykelimiz varmış.

marry

Tamam, bu kadar dinlerinden bahsettiğim yeter. Evet, beni bu konu rahatsız ediyor ama yine de bütün bunlara rağmen burada aslında bilimin ne olduğunu çok daha iyi tecrübe ediyorum. En emin olduğumuz konuların bile arkasından gelen ‘Neden?’ sorusu işin anahtarı. Daha önceden gördüğüm derslere çok benzer dersler almama rağmen konuları özümsemediğimi üzülerek fark ettim. En belirgin değişiklik hocaların anlatma biçiminde değil, öğrencilerin dinleme ve sorgulama biçiminde bence. Zaten bazı hocaların Boğaziçi’ndekilere göre daha kötü anlattıklarını düşünüyorum 😀 Ama önemli nokta şu ki Boğaziçi’deki hocalarımın sanırım hepsi Amerika doktoralı ya da en azından bir süre Amerika tecrübeleri var.

Akademisyenliğin kilit noktalarının, akademisyen olmadan önce alınan eğitimden temellendiğini düşünüyorum. Bunun farkında olarak burada aldığım eğitime ekstra önem veriyorum. Bu bazen beni biraz strese soksa da ilerisi için doğru şeyleri yapmak istiyorum. Burada öğrenci olarak benimle birlikte olan insanların soru sorma biçimlerinden, konuya yaklaşımlarından feyz almaya çalışıyorum. Çünkü onlar doğrusunu yapıyor, ben ise hala ezberci eğitimimizin yapışkanlığını üzerimden atmaya çalışıyorum. Bi mühendis olarak bu ezbercilik tam anlaşılamayabilir ama ‘bu tip sorular hep böyle çözülür’ dediğimiz zaman o ezbercilik çemberinde olduğumuzu anlayabiliriz. Benzer problemler çok farklı yollarla da çözülebilir ve matematiğin ve bilimin bu güzelliğinden herkesin yararlanmayı öğrenmesini isterim.

Peki burada eğitimde yanlışlar yok mu? Var diyebilirim, o da bazen ödevlerin çok fazla olması sebebiyle konunun özünü düşünecek zaman bulamama sorunu. Yani bazen soruyu çözmeye o kadar odaklanıyoruz ki arkasındaki fiziği, doğayı kaçırıyoruz. Yine de burada araştırmamla ilgili bazı konseptleri çok daha iyi öğrendiğimi hissediyorum. Tabi ne kadar öğrensek bi o kadar da unutuyoruz 😀 Ama beynim resmen lastik gibi. Dönem başlarında hiç esnemiyor, hiç bi soruya çözüm getiremiyor ama birkaç hafta sonra açılıyor, uzuyor ve yeni çözümlere dokunmaya başlıyor. Bunu cidden tecrübe ettim ve beyin jimnastiği ne demek çok iyi anladım 😀 Siz siz olun, düşünmeye çalışmaya çok uzun aralar vermeyin 😀

Açıkçası Türkiye’den gelen biri olarak buralarda üniversite hayatında sürünseniz de yaşarsınız, tabi iyi üniversitelerden geliyorsanız. Bu konuda en azından Boğaziçi’nin hakkını yiyemem, eğitimimiz fena değilmiş.Tabi pratik, deney, lab konusunda fersah fersah geriyiz ama bu da okulun vizyonsuzluğundan ve yöneticilerinin kayyumluğundan kaynaklıyor. Öhöm! Pardon politikaya girmemeliydim. Amerikalı arkadaşlarım dostça bana din ve politika konusunda pek kimseyle tartışmaya girme, dedi. Onların bu kral çıplak diyememe sorunu beni rahatsız ediyor. Sağlık sigortalarından kadın sağlığı ürünleri ve işlemleri (sanırım doğum kontrol ve kürtaj kastediliyor) çıkarılıyor turuncu bi başkanın emriyle ve biz buna ses çıkarmayacağız, öyle mi? Kocaman arabalar her yerde, kocaman yollar arabayla dolup taşıyor. Egzoslarından çıkanlarla havayı kirletenleri, arabalarına dolduracakları petrol için dünyayı birbirine katanları yok sayacağız, iklim değişikliği yok diyenleri kabul edeceğiz, öyle mi? Valla Amerikalı arkadaşlar kusura bakmasın, ne kadar eğitim için burada olsak da dünya onların tekelinde değil. Gerçi onlar öyle sanıyor da neyse 😀

Burada önemli olan, olumlu ve olumsuz taraflar arasında dengeyi kurabilmek. Eğitim sistemi ilkokuldan itibaren Türkiye’de ÇOK kötü. Bunu bir kabul edelim önce. Ben şanslıydım ki iyi zamanda iyi öğretmenlere ve okullara denk geldim. Ama diğer bir taraftan ülkemizin adı Türkiye Cumhuriyeti, bu ülkenin bize verdiklerinin kıymetini bilelim. Onların adı Birleşik Devletler. Şu anki anayasalarımız karşılaştırılsa iki taraftan da artı eksi şeyler çıkar ama bu laiklik dediğimiz şey nasıl bir şeydir ki bu kıtayı es geçmiş. Türkiye’de hiç bir üniversite din üzerinden kendini tanımlayamaz, bu akademinin özüne de aykırıdır. He Fatih Üniversitesi gibi oluşumların ne olduğunu biliyoruz ve onlar tarih olmaya mahkum ki onlar bile açık açık biz siyasal islamcı bir üniversiteyiz diyemiyorlardı.

Dünya genelinde bir muhafazakar yönetim dalgasıdır gidiyor ama bir teoriye göre halkların özgür irade isteği yükseldikçe yönetimler idarede kalmak için baskıyı arttıyor. Aynı termodinamik gibi (Strauss seni anıyorum adamım). Sistem dengeye gelmeye çalışıyor ama bir taraf ağır basıyorsa diğer taraf buna tepki gösteriyor (biraz da Newton). Bu doğal süreçte sürüklenirken etrafımızın farkında olmayı tercih ederim. Koskocaman bir dünya var önümüzde ve bazen küçücük kasabalara, insanlara, konulara saplanıp kalıyoruz. Hayatınızda hiç Zimbabwe’yi gördünüz mü? Kongoluyla tanıştınız mı? Moğol müzikleriyle dans ettiniz mi? Türk kahvaltısı ettiniz mi? Ben bi tek sonuncusunu yaptım ve çok güzeldi. Kendi değerlerimizin farkında olarak var olmamız en güzeli. Ne bir Amerikalıya düşmanım ne de hayranım. Gerçi bi Tool fanı olarak bu pek doğru olmadı. İçten çekişmeli şu şarkı sözlerini buraya bırakıyorum.

Mother Mary won’t you whisper
Something but the past is done?
Mother Mary won’t you whisper
Something but the past is done?

Why can’t we not be sober?
Just want to start this over.
Why can’t we sleep forever?
I just want to start this over.