Sağına baktı 10‘u gördü.

Soluna baktı 10‘u gördü.

Ayrılamayacaklarını o an anladı.

İnişli çıkışlı bi vadide yürümeye başladılar. Bastıkları yol yapış yapıştı ve bir labirenti andırıyordu. İkisi son hızla – yani ışık hızıyla – giderken etraflarında onları yollarında kalmaya zorlayan küçük tepeler yükseliyordu. Nereye varacaklarını bilemiyorlardı ama nihai bi amaç uğruna yola çıkmışlardı. Sadece sorun şuydu: bu amacın ne olduğunu bilmiyorlardı. Kullanıcı onlar için bi alternatif yol tasarlamıştı ama her an adminden engelleme gelebilirdi. Böyle bi durumda… Evet, ikisi de yok olacaklarını biliyordu ama aşk, yok olmaktır değil mi? (iç ses: değil, var olmaktır)

lightwaves - lines of light

1 ile 0‘ın aşkı başlangıcı olmayan bi anda gelişmişti. Zaman sürekli bile değildi belki tam o anda. Titreyerek var olmuşlardı. Birbirlerine zıt karakterleri olmasına rağmen aynı yola gideceklerini anladıkları an frekansları uyuşmuştu. İkili sarmal gibi yola devam edeceklerdi. 1 kendine bi ad seçti: Rosalind. 0 ise onun kadar yaratıcı değildi belki ve ben de ‘Watson’ olayım, dedi. Silikon Vadisi’nde durmak bilmeyen yolculukları işte böyle başladı.

dna-double-helix-mthfr-gene-folate-folic-acid

1‘in başlangıçta tek beklentisi yol boyunca sıkılmamaktı ve 0 ile sohbet etmeyi uygun buldu. Açıkçası 0 da başlarda biraz çekingen biraz da küstahtı. Yola Bay Nari’nin tavsiyesi ve referansı ile çıktığını gururla söyledi. Yani insan ilk tanışmada kendini över mi? İnsan olmasa bile insanlarla fazla takıldığı için bazı kötü özelliklerini kopyalamıştı. Kabul etmek gerek ki Bay Nari bu yolculukları ortaya atan ilk girişimci ve hayalperestti. Ünü dünyaya yayılmış, hatta efsanelere konu olmaya başlamıştı. Moda ve magazin dergilerinde bile kendine yer buluyordu.

Bay Nari o güzelle NASIL görüntülendi!!!!!! ŞOK! ŞOK! ŞOK! Ayrıntılar birazdan…

 

Bay Nari’den kışa girmeden önce zinde kalmanın sırları…

 

Bay Nari: Evet, ben de o ürünü kullanıyorum. (ayrıntılar linkte: http://www.milliyet.com.tr/content/dosya/iktidarsizlik/ikt03.html?ref=SaglikAlani.Com)

Neyse ki 1 de Bay Nari’yi yakından tanıyacak kadar onunla çalışma fırsatı bulmuştu da 0‘ın böbürlenmelerine gülüp geçti. Akademik dünyada Bay Nari’nin emek hırsızlığı gizliden gizliye konuşulmaya başlanmıştı. 1‘i ürettiği X ışınlarını kendine mal etmeye çalışıyordu. Söylentiler henüz kanıtlanamamıştı ama 1 gerçekleri 0‘a anlatmaya niyetliydi. Ne de olsa yol uzundu.

1 anlattıkça 0 duyduklarına inanamadı. Bay Nari üstelik tacizcinin teki çıkmıştı. Geç saatlerde telefonla aramalar, canım demeler… 0 yine de kendi çapında açıklamalar getirmeye çalıştı: ‘E canım sen de adama o kadar samimi davranmasaydın’. Vay efendim sen misin bunu diyen. 1 bi atladı 0‘ın üzerine devreler yandı, arc’lar havada uçuştu. Kullanıcı şok halinde ekrana baktı: FATAL ERROR! Son bi müdahale ile sistemi kurtarmak için yeniden başlattı. Eski mucitler gibi bi kasaya bi ekrana ikişer kez vurdu. Sakinleşmeye ihtiyacı vardı. Eli ayfonuna gitti ve yutuptan kendine bi şarkı açtı.

Silikon Vadisi’nde ise savaş çıkmıştı. 0 kaçmaya çalışıyordu ama mecburen 1 ile aynı hızda gidiyordu. Ancak arada kesişimler oluyordu ve bunlara 1 çok şiddetli cevap veriyordu. Sonunda 0 pes etti: ‘Yav tamam sen haklısın, çiçeksin, gülsün, papatyasın’ dedi. 1 daha da delirdi, bana o insan saçmalıklarını söyleyip durma, diye bağırdı. 0 çaresizce ‘ROSALIND!’ diye haykırdı. O anda 1‘de bi şeyler oldu, farklı müdahaleler hissetmeye başladı. Vadideki yol kenarları sanki üzerine üzerine geliyordu. 0 ile yolları da ayrılmaya başlamıştı. ‘Dikkat et!’ diye seslendiğinde sanki 0 çoktan sonunu kabullenmişti.

“Rosalind ben yok olmayı seçiyorum. Ben 0‘ım, daha fazlası değil.”

1‘in titreşimleri düzensizleşti. Üzerindeki bilgi yükü ona ağır geliyordu. Demek ki 0‘ın üstündekiler de ona binmişti yani 0‘ın sonu gerçekten de gelmişti. 1 başka bi yoldan devam edecekken 0‘ın vadesi dolmuştu.

“Hoşçakal Watson! Ben ise var olmayı seçmeye mecburum. Hoşçakal yol arkadaşım!”

Vadide bunlar olurken (sanki kurtlar vadisi ha) kullanıcı biraz olsun sakinleşmişti.Şifresini girdi, açılan pencerelere baktı fakat bi sorun vardı. Ekranda kocaman “BAĞLANTINIZ ZAMAN AŞIMINA UĞRADI” yazıyordu. Kara haber tez duyulur ya burdaki haberin hızı da ışık hızıydı işte. Zamanlardan aşıp gelirken yolda kaybolan 0‘dan bihaber Kompüter’e küfretmeye başladı. Bağlantıya yapılan müdahale çok büyük  bi yerdendi. Koca ülkenin Admin’i hepsine yasak getirmişti. Admin’in karşısında herkesin boynu kıldan inceydi. Kullanıcının nice denemesi sonuçsuz kaldı. Denemeler boyunca sayısız yaratıcı küfür geliştirdi. Belki de Admin yaratıcılığı desteklemek istiyordu, kim bilir?

Bu dönem boyunca Kullanıcılar işsiz kaldı. Aşıklar ayrıldı, kimi yok oldu, kimi yolda kayboldu. Binlerce yıl sonra tarihçiler bu döneme ‘Yeni Karanlık Çağ’ adını verdi. O zamanlarda yaşayanların anıları bilişsel kazılarla gün ışığına çıkarıldı. Gen havuzlarında ayrıştırılan anılar yüksek tedbirlerle depolanarak İnsanlık Müzesi’nin bi salonunda kendine yer buldu. Ziyaretçiler o kısmı hızlıca geçip insanlığın aydınlık çağlarına doğru yol aldı ama aslında aydınlık çağ ismi de müze müdürünün bulduğu yanıltıcı bi isimdi. Kendinden uzak olan her yere karanlık demeye bayılırdı, kendini güneş olarak görürdü. Yine de ziyaretçiler bu aldatmacayı hiç fark etmedi. Müze duvarlarına yansıyan ışıktan oluşan gölgeleri gerçek sandılar. Müze dışına çıkarken bile etraflarında yaratılan arttırılmış gerçeklik denizinde içlerinden geçen 1‘leri ve 0‘ları hissetmediler. Rothschild’in tapınağında ölmüşlerin ruhuna son bir dua ederek o güzel uçan atlarına binip gittiler. Onlardan başka da kimse kalmadı dünyada.