Analog müziğin dijitalleştirilip yutuptan paylaşılması, sonra tekrar eski kayıtların övülmesi ve kapanış. Kulağımdan bedenime giren müzik, müzisyenlerin çalma anında hissettiklerine yaklaştıkça neden ruhumda bir yükselme oluyor? Niye birisi şarkıyı kulağıma fısıldıyormuş gibi? Kulağına ezan okunan çocuklar gibi — kutsanmış hissediyor on feysbuk. (periodicals’taki 96 doğumlu benlik)
Lanet olsun dostum, o koca kıçını kaldırıp kahrolası dersini almadığın için eksik hissediyorsun! Sen değil miydin, Van Gogh gibi kulağını kesip üstadının eline veren? Yaz dostum! Güzel sevmeyene adam denir mi? Üstadın sana her gün sazını eline almanı, çalmasan da ona dokunmanı öğütlemedi mi? Dile gelecek ağacı susturan sen değil misin? İki kere iki dört etmesi gerekiyor diye öyle olmak zorunda mı? Sen elma seviyorsun diye elma da seni sevmek zorunda mı? (periodicals’taki -her anlamda- 3. Sınıf edebiyatçı)
Sevgi neydi? Doğumdan çok ölüme yakın olmaktı. Bugüne değil yarına çalışmaktı. E bu biraz çıkarcılık değil mi? Yoo, bu sadece basit bir entropi denklemi. Evren yıkıma gider, yapımdan kaçar. Enerjiyi yakmak için besinleri yeriz felan. Neye yarar can bedenden çıkmadıkça? O can bi çıksa beden de rahatlayacak belki ama…Ruhu teslim edene kadar beden için çalışmışlar, öldükten sonra ruhlarının yükselmesini beklerler. Ruhları nefsin nefesinden tat alamadan toprağa ekilir ölümden sonra. Dedim dedim inanmadınız, bak şimdi ne oldu, der gibi. Rock’n roll ölmez tabi. (periodicals’taki temel bilimlere kayıtlı ama bilimden bihaber türbanlı abla)
Varoluşunun anlamını Leningrad ile Stalingrad arasında arayanlar. Sıkı durun size laflar hazırladım: Bence Troçkizm ajdbfaşbfueaıeohg öeehh!! Bi soluklan yeğenim. Hayata kırmızı bakmaktan boğaya dönmüşsünüz lan. Fıstıkçı Şahap ile Şemsi Paşa Pasajı’na, yani halka yabancılaşmışsınız. Yabancılaşmak ne demekse?! Siz onu da beceremez, ötekileşirsiniz hemen. İlla bi işteş eylem. Kalabalıklar arasında yalnız bi Zeki Demirkubuz mu gördünüz? Kesin postmodernizm ile prekolonyal dönemin ortasındasınızdır. Yok efendim, Adalet Ağaoğlu mu, hani mekanımızda özel odası bulunan hanfendi. Kitap bağışlayana kadar gazete okusa ‘yeter ama hayır’ derdi belki. Der miydi? Sanmam. (periodicals’taki okulu bitiremeyen, uzun pis saçlı, solu tekelinde bulunduran … daha fazla sıfat yazmayayım ama sosyolojiden biri)
Hikmetinden sual olunmaz kağıt parçaları. İtinayla kopya edilir. Bilgiler pazar tezgahındaki 1 liralık donlar gibi delik deşiktir. Çok önemli bi kısmı eksikse olmadık yerde rezil olursunuz! Beyaz kağıt, üzerine vuran ışıkla Maya tanrılarının tapınakları gibi parlar. Kağıdı verene tapacak gibi olursunuz. Hayalinizde güzelleştirmeye, beğenmeye felan çalışırsınız ama yok yani sadece çıkar ilişkiniz var kabul edelim. Loş ışıkta bile ay gibi parlayan kelimeler, işiniz bittikten sonra o ucuz donlar gibi bi kenara atılır. Üzücü aslında. (periodicals’taki donanım haber ölücüsü)
Yüzyıllık Yalnızlık dönemi boyunca hiçbir er/dişi kimseyle görüşmemiş Afrodit/Hermafrodit/Hermes kişileri özgür bırakıldıkları ortamda çiftleşme eğilimi gösterirler. Bu türün amaçları arasında soyunu devam ettirmek olmamakla birlikte rakipleri arasında gösterişli hareketler sergileyerek ortamların sıtarı olmaya çalışırlar. Fekat o da ne? Ortamların arasında bi öküz gizlidir ve hepsini bi hamlede yemek için beklemektedir. Bu nadide öküz elindeki dokunmatik telefonu on parmak kullanabilmesi ile bilinir. Girdiği ortamın özelliğini hemen alır, kah İran sineması kah Alman över. Kendi habitatında ise ancak aynalar etrafında gözlemlenebilir. Aynalardan büyük olanları ve ince gösterenleri tercih eder. (periodicals’ta aslında hiçbir zaman çalışmayan zat)
‘Bu bir zaman denizi biz nereye?’ Kesikli zaman mı, sürekli mi? Hayattaki periyot aralarında su almaya mı çıkıyorsunuz, yerinizde kalıp telefonla mı oynuyorsunuz? Hiçbiri mi, hepsi mi? Her ay aynı şeyler mi oluyor? Maaş ya da burs? Menstrüasyon? Mansplaining? Peki, her yıl? Her on yıl? Her yüzyıl? Farklı farklı zamanlar mı yaşıyoruz, yoksa aynı zamanı farklı benliklerimizle mi paylaşıyoruz? Hepimiz biraz periodicals değil miyiz? Düne gidemiyoruz, doğru. Ama yarın, bi sonraki günün dünü. Adeta bi zaman makinesi var elimizde. Modernizmin bile post’u var, yani bugünün ilerisi demek. E biz bugünden yarını mı yaşıyoruz? Zaman geri akmıyor ama plak geri dönüyor. Bizi bugün retro yapan şey plak mı, zaman mı?
Ah benim nergis kokulu cehaletim
Bana yıllarca, bunca sözü boşa söylettin.
AH! (Didem Madak- Ah’lar Ağacı)
Hypatia











Yorum bırakın